Bugun...


YUSUF KIZIL

facebook-paylas
SAKIN ÖZENMEYİN!
Tarih: 03-11-2016 09:12:00 Güncelleme: 03-11-2016 09:12:00


Sevgili okurlarım bu gün sizlere geçtiğimiz ay başımdan geçen tatlı bir olayı anlatmak istedim.

     Geçen ay Yalova’ya ablamı ziyarete gitmiştim. Arabadan indiğimde hemen karşıda semt pazarının kurulu olduğunu gördüm. Yalova da haftanın üç günü kurulan bu halk pazarına uğrayıp birkaç öteberi alıp eve gideyim diye düşündüm.

     Neyse Pazar yerine vardım birkaç öteberi den sonra bir de tavuk alayım dedim. Pazar yerinin alt bölmesi köylü pazarı imiş. Burada ki ürünlerin bir çoğu organiktir dediler ben de aşağı inip tavuğu buradan alayım dedim. Uzatmayalım aşağıda gezerken bir kadının sattığı tavuklara gözüm ilişti. Bayağı iricene idiler. Hemen yanına varıp bir tanesini seçtim. Kadına: “Bunu canlı olarak götüremem kim kesecek?” diye sordum. Kadın yan tarafta bir başka pazarcı adama seslendi: “Cemil! Şu horozu bi kesiver.” Sağolsun adam hemen kesip bir poşete koyarak bana verdi.

     Eve geldiğimde saat on gibi idi. Ablam’a şunu hemen pişirelim öğlene yeriz dedim. Ablam nasıl istersin diye sordu. Bende tavuğu bütün olarak su da kaynatıp, suyu ili bir bulgur pilavı yaparız. Su da pişmiş tavuğu da fırına atıp kızartırız diye ballandıra ballanıdıra anlattım. Ablam hemen büyük bir tencereyi alıp içine tavuğu yerleştirdi. Sonra piknik tüpe koydu tavuk kaynamaya başladı başlamasına ya, saat on da koyduğumuz tavuk saat iki oldu hala eti taş gibi.

     Enişte sürekli dalga geçiyor: “Bu tavuk değil de katır falan olmasın?” Neticede tüp yavaş, yavaş bitmeye başlayınca benim tavuktan iyice ümidim kesildi. Ablama: “Abla sen iyisimi bize bir kahvaltı türü bir şeyler hazırla bunun pişeceği yok.” Dedim. Bu arada eniştem durmuyor sürekli dalga geçip duruyordu.

      Akşam oldu tavuktan hala bir pişme belirtisi yok. Akşam yemeğini de basit yemekle geçirdik. Ama eniştem de sürekli dalga geçiyor tavuğu benzetmediği nesne bırakmıyordu. Bu arada aklıma Kaygusuz Abdal’ın bir taşlaması geldi ve eniştteye onu okudum. Bakalım Kaygusuz Abdal ne demiş?

 

BİR KAZ ALDIM KARIDAN

Bir kaz aldım ben karıdan,

Boynu da uzun borudan,

Kırk Abdal kanın kurudan,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Sekizimiz odun çeker,

Dokuzumuz ateş yakar,

Kaz kaldırmış başın bakar,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Kaza verdik birkaç akçe,

Eti kemiğinden pekçe,

Ne kazan kaldı nede kepçe,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Kaz değilmiş bu bir azmış,

Kırk yıl kaf dağını gezmiş,

Kanadın kuyruğun düzmüş,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Kazı koyduk biz ocağa,

Uçtu gitti bir bucağa,

Bu ne haldir hacı ağa,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Kazımın kanadı selki,

Dişi koyun emmiş tilki,

Nuh Nebi’den kalmış belki,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Kazımın kanadı sarı,

Kemiği etinden iri,

Sağlık ile satma karı,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Kazımın kanadı ala,

Var yürü git güle güle,

Başımıza kalma bela,

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Suyuna saldık biz bulgur,

Bulgur Allah deyü kalgır,

Be yarenler bu ne haldir?

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

Kaygusuz Abdal ne idelim?

Ahd ile vefa güdelim,

Kaldırıp postu gidelim

Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz…

 

     Vel hasılı bizim işimiz de aynı Kaygusuz Abdal’ın kaz’ına döndü. İnanırmısınız. Bu tavuğu ancak ertesi gün öğlen yemeğinde yiyebildik. Etinimi merak ettiniz? Onu ne siz sorun ne de ben söyleyeyim!

Eniştemen protez olan üst damağı çatladı. Eee bu kadar dalga geçmenin bir bedeli olmalıydı değilmi?





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI