Ana içeriğe atla
Bugün · 27 Eylül 2026 Pazarİnegöl 14°Parçalı bulutlu—
Bugün · 27 Eylül 2026 Pazar•İnegöl 14° / Parçalı bulutlu•—
27 Eyl Paz⛅ 14°…

Köşe Yazısı

3'üncü dünya savaşı... Zaman daralıyor...

Dünya hiç olmadığı kadar huzursuz…

Belki de daha doğru ifade şu:

Dünya hiç olmadığı kadar büyük bir belirsizliğin içerisinde.

Bugün birçok ülke, savaş ihtimalini artık uzak bir senaryo olarak görmüyor. Avrupa'dan Orta Doğu'ya, Karadeniz'den Kızıldeniz'e kadar uzanan geniş coğrafyada askeri hareketlilik, savunma hazırlıkları ve güvenlik endişeleri her geçen gün daha fazla konuşuluyor.

Bir dönem savaş denildiğinde akıllara yalnızca Orta Doğu gelirdi.

Bugün ise savaşın etkileri Orta Doğu'nun sınırlarını aşmış durumda.

Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor.

Avrupa'da güvenlik kaygıları büyüyor.

Orta Doğu'da İran, İsrail ve ABD eksenindeki çatışmaların etkileri bölge ülkelerine yayılıyor.

Kızıldeniz ve Arap Yarımadası'nda yeni cephe ihtimalleri konuşuluyor.

Ve bütün bunların ortasında dünyanın en büyük güçleri birbirlerini daha dikkatli izliyor.

AVRUPA'DA SAVAŞ PSİKOLOJİSİ

Kuzeye baktığımızda Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken Avrupa'nın güvenlik anlayışının da ciddi biçimde değiştiğini görüyoruz.

Almanya ile İsveç'in 14-23 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirdiği Silver Wotan 2026 tatbikatı bunun önemli örneklerinden biri.

500'den fazla Alman ve İsveç askerinin katıldığı tatbikatta kara, deniz ve hava unsurları birlikte hareket ediyor. Tatbikatın önemli senaryolarından biri de NATO'nun Baltık bölgesine hızlı takviye kabiliyetinin geliştirilmesi.

Bu yalnızca bir tatbikat olabilir.

Fakat dünyada artık hiçbir askeri tatbikat yalnızca bir tatbikat olarak okunmuyor.

Çünkü Avrupa'nın güvenlik algısı değişmiş durumda.

Daha da önemlisi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma ihtimali tartışılıyor.

Pentagon'un değerlendirdiği seçenekler arasında Avrupa'dan yaklaşık 25 bin Amerikan askerinin çekilmesi, daha kapsamlı bir senaryoda ise sayının 40 bine kadar çıkması bulunuyor. Ancak şu aşamada nihai karar verilmiş değil.

İşte Avrupa'yı düşündüren mesele tam da burada başlıyor.

Çünkü Avrupa yıllardır güvenlik mimarisinin önemli bölümünü ABD'nin askeri gücüyle birlikte düşündü.

Şimdi ise Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini daha fazla sorgulaması gerekiyor.

Vatandaşlara yönelik hazırlık çağrıları da bunun başka bir göstergesi.

Avrupa Birliği artık yalnızca askeri hazırlıkları değil; temel ihtiyaç maddeleri, enerji, sağlık ve kritik tedarik zincirleri gibi alanlarda da krizlere karşı dayanıklılığı artırmaya çalışıyor.

Yani Avrupa'da savaş başlamış değil.

Ama Avrupa'nın savaş ihtimaline göre düşünmeye başladığı açık.

ORTA DOĞU'DA SINIRLAR GENİŞLİYOR

Diğer tarafta Orta Doğu…

Zaten yıllardır savaşların, çatışmaların ve siyasi krizlerin merkezi.

Ancak bugün yaşananların önemli bir farkı var.

Çatışmaların etkileri giderek daha geniş bir coğrafyaya yayılıyor.

İran-İsrail çatışmasının ardından bölgedeki farklı aktörlerin devreye girmesi, Yemen'deki Husilerin faaliyetleri ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılar, savaşın yalnızca iki ülke arasındaki bir mücadele olmadığını gösteren gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor.

Son günlerde bunun en çarpıcı örneklerinden biri Suudi Arabistan'da yaşandı.

Suudi Arabistan, Mekke yönünde ilerleyen bir İHA'nın hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Husiler ise Mekke'yi hedef aldıkları iddiasını reddetti.

Ardından Riyad'a yönelik füze ve İHA saldırıları gündeme geldi.

Husiler Riyad'daki bazı hassas noktaları hedef aldıklarını açıkladı; Suudi Arabistan ise saldırıların bir bölümünün engellendiğini duyurdu.

Bütün bunlar bize tek bir şeyi hatırlatıyor:

Savaşların cepheleri artık yalnızca tankların ve askerlerin bulunduğu sınırlar değil.

Havalimanları…

Enerji tesisleri…

Limanlar…

Deniz ticaret yolları…

İHA'lar…

Füzeler…

Siber saldırılar…

Hepsi artık savaşın bir parçası.

ABD'NİN GÜCÜ DE TARTIŞILIYOR

Uzun yıllardır dünyanın birçok bölgesinde ABD'nin askeri varlığı, Washington'ın müttefikleri için bir güvenlik şemsiyesi olarak değerlendirildi.

Fakat son gelişmeler bu güvenlik anlayışının da sorgulanmasına neden oluyor.

Özellikle Körfez'deki ülkeler açısından yaşanan gelişmeler, kendi güvenliklerini yalnızca dış bir güce bağlamanın ne kadar kırılgan olabileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Bugün Suudi Arabistan'ın farklı ülkelerle savunma iş birliklerini artırmaya çalışması da bu yeni dönemin işaretlerinden biri.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşmasının ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın savunma ihtiyaçlarına destek vermeye hazır olduğunu açıklaması da dikkat çekici.

İşte Türkiye'nin önemi de tam burada ortaya çıkıyor.

TÜRKİYE'NİN KONUMU

Türkiye bugün yalnızca kendi sınırlarını koruyan bir ülke değil.

Karadeniz'in hemen yanında…

Balkanların yanı başında…

Kafkasya'ya açılan bir kapı…

Orta Doğu'nun merkezinde…

Akdeniz'in doğusunda…

Ve enerji yollarının kesiştiği bir coğrafyada.

Üstelik NATO üyesi olan Türkiye, kendi savunma sanayisini de son yıllarda ciddi biçimde geliştirmiş durumda.

Dolayısıyla Avrupa ile Orta Doğu arasında meydana gelebilecek herhangi bir büyük güvenlik krizinde Türkiye'nin konumu doğal olarak daha fazla önem kazanıyor.

Nitekim Ankara'nın son dönemde farklı krizlerde diplomatik kanalları açık tutmaya çalışması da Türkiye'nin dış politika alanındaki ağırlığını artıran gelişmeler arasında değerlendirilebilir.

Rusya-Ukrayna savaşı…

Orta Doğu'daki çatışmalar…

Körfez güvenliği…

Karadeniz…

Bütün bu başlıkların Türkiye ile doğrudan veya dolaylı bağlantıları bulunuyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye'nin vereceği diplomatik ve stratejik kararlar yalnızca Ankara'yı değil, çevresindeki geniş coğrafyayı da ilgilendirecek.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI KAPIDA MI?

İşte asıl soru burada.

Bugün birçok televizyon programında, analizde ve uluslararası haber merkezinde "Üçüncü Dünya Savaşı" ihtimali konuşuluyor.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var.

Dünyada aynı anda birçok savaşın yaşanması, otomatik olarak bir dünya savaşının başlayacağı anlamına gelmez.

Büyük güçler bugüne kadar doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınmak için diplomasi, vekil aktörler, ekonomik baskılar ve sınırlı askeri operasyonlar gibi birçok yöntemi kullandı.

Ancak tehlike de zaten burada.

Çünkü farklı coğrafyalardaki krizlerin birbirine bağlanması ihtimali var.

Ukrayna…

Baltıklar…

Karadeniz…

İran…

İsrail…

Yemen…

Kızıldeniz…

Arap Yarımadası…

Pasifik…

Bütün bu bölgelerde aynı anda yaşanabilecek büyük bir kriz, dünya ekonomisini ve uluslararası güvenlik sistemini çok daha ağır bir sınavla karşı karşıya bırakabilir.

EN BÜYÜK SAVAŞ CEPHESİ BELKİ DE İNSANIN ZİHNİNDE

Bana göre bugün üzerinde en fazla durmamız gereken konu sadece savaşların kendisi değil.

Savaş korkusunun toplumlar üzerindeki etkisi.

Dünyanın farklı ülkelerinde insanlar artık enerji fiyatlarını, gıda güvenliğini, ekonomik istikrarı, işlerini ve geleceklerini daha fazla düşünüyor.

Bir ülkede savaş çıkmasa bile savaşın ekonomik etkisi o ülkenin vatandaşının sofrasına kadar ulaşabiliyor.

Akaryakıt fiyatlarından gıdaya…

Enerjiden ulaşıma…

Savunma harcamalarından kamu bütçelerine kadar her şey bu küresel gerilimden etkileniyor.

Dolayısıyla savaş yalnızca cephede yaşanmıyor.

Bazen market rafında…

Bazen döviz kurunda…

Bazen enerji faturasının üzerinde…

Bazen de insanların geleceğe dair umutlarında yaşanıyor.

BİZ NE YAPMALIYIZ?

Türkiye açısından meseleye yalnızca "Savaş çıkacak mı?" sorusuyla bakmak yeterli değil.

Asıl soru şu:

Türkiye, dünyanın böylesine kırılgan bir döneminde nasıl bir konum almalı?

Diplomasiyi güçlü tutmalı.

Savunma kapasitesini korumalı.

Ekonomik dayanıklılığını artırmalı.

Enerji ve gıda güvenliğini güçlendirmeli.

Komşularıyla iletişim kanallarını açık tutmalı.

Ve en önemlisi, hiçbir krizin Türkiye'yi hazırlıksız yakalamasına izin vermemeli.

Çünkü bugün dünya eski dünya değil.

Dün savaş yalnızca cephedeydi.

Bugün savaşın ekonomisi var.

Siber savaşı var.

İHA'sı var.

Füzesi var.

Enerji savaşı var.

Bilgi savaşı var.

Psikolojik savaşı var.

Ve bütün bunların ortasında, milyonlarca insanın geleceğe dair endişesi var.

SON SÖZ

Dünya gerçekten zor bir dönemden geçiyor.

Fakat bugün "Üçüncü Dünya Savaşı kesin çıkacak" demek kadar, "Böyle bir ihtimal kesinlikle yok" demek de gerçekçi olmayacaktır.

Çünkü elimizde kesin bir gelecek haritası yok.

Ancak gördüğümüz gerçekler var.

Avrupa savunmasını yeniden yapılandırıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor.

ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığı yeniden değerlendiriliyor.

Orta Doğu'daki çatışmalar genişleme riski taşıyor.

Körfez ülkeleri yeni güvenlik arayışlarına yöneliyor.

Türkiye'nin bölgesel diplomatik ve savunma rolü daha fazla önem kazanıyor.

Ve dünya ekonomisi bütün bu gelişmelerin baskısını hissediyor.

Bütün bunların sonunda insanın aklına tek bir soru geliyor:

Dünya yeni bir büyük savaşa mı hazırlanıyor, yoksa savaş ihtimalinin gölgesinde yeni bir dünya düzeni mi kuruluyor?

Bunu bugün kesin olarak bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var:

Zaman daralıyor.

Ve böyle dönemlerde ülkelerin gerçek gücü yalnızca sahip oldukları silahlarla değil; diplomasiyle, ekonomiyle, toplumsal dayanıklılıkla ve kriz anında doğru karar verebilme kabiliyetiyle ölçülüyor.

Türkiye'nin önündeki asıl sınav da belki tam olarak burada başlıyor.

Çünkü dünyanın ateş çemberine dönüştüğü bir dönemde, ateşi büyüten değil, ateşin ortasında soğukkanlı kalabilen ülkeler daha da önemli hale geliyor.

Paylaş