Ana içeriğe atla
Bugün · 31 Ekim 2026 Cumartesiİnegöl 14°Parçalı bulutlu—
Bugün · 31 Ekim 2026 Cumartesi•İnegöl 14° / Parçalı bulutlu•—
31 Eki Cmt⛅ 14°…

Köşe Yazısı

Kıblemiz de bellidir, milliyetçiliğimiz de

Kutsalların önceliğini şaşıranlara: Mekke'nin güvenliği, Gazze'nin hakkı ve Doğu Türkistan'ın özgürlüğü

Bugün ülkemizde öyle bir anlayışla karşı karşıyayız ki insan ister istemez sormadan edemiyor: Biz ne zaman değerlerimizi savunmak yerine onları birbirine karşı yarıştırmaya başladık?

Bir tarafta, "Ben milliyetçiyim!" diyerek söze başlayan, fakat konu Filistin olunca "Bana ne Filistin'den, benim önceliğim Doğu Türkistan!" diyenler var. Diğer tarafta ise İslam adına konuştuğunu söyliyen, fakat mesele kutsal beldelerin güvenliği olduğunda siyasi saiklerle konuşup ölçüyü şaşıranlar...

Şimdi soralım: Milliyetçilik, bir mazluma sahip çıkarken başka bir mazlumu gözden çıkarmak mıdır? İslam adına konuşmak, bir coğrafyadaki acıyı yüceltirken diğerindeki tehlikeyi görmezden gelmek midir?

Hayır! Ne milliyetçilik budur ne de İslam'ın adalet anlayışı!

Milliyetçilik, mazlumlar arasında tercih yapmak değildir!

Doğu Türkistan bizim için elbette önemlidir. Oradaki insanların yaşadığı zulmü görmezden gelmek, onların haklarını savunmaktan vazgeçmek kabul edilebilir mi? Elbette hayır.

Peki, Filistin'de zulüm gören bir halkın feryadı, bizim milliyetçiliğimizin dışında mı kalmalıdır?

Bir Türk, Doğu Türkistan'daki kardeşlerinin acısını yüreğinde hissederken Filistin'deki çocukların acısına da duyarsız kalmamalıdır. Çünkü insanın vicdanı, kimlik kartına göre çalışmaz. Zulüm, zalimin kimliğine göre değerlendirilmez. Adalet, yalnızca kendimize benzeyene gösterdiğimiz bir merhamet değildir.

Milliyetçilik, kendi milletinin tarihine, kültürüne ve insanına sahip çıkmaktır. Fakat bunu yaparken insanlığın ortak vicdanını kaybetmek değildir. Kendi değerlerini savunmak adına başka mazlumların hakkını küçümsemek, milliyetçilik değil; milliyetçiliği dar bir siyasi sloganın içine hapsetmektir.

Doğu Türkistan'ı savunmak için Filistin'i küçümsemeye ihtiyacımız yok. Filistin'i savunmak için de Doğu Türkistan'ın acısını görmezden gelmeye...

İslam'ı savunmak, siyasi hesaplara göre kıble değiştirmek değildir!

Gelelim meselenin diğer tarafına...

İslam adına konuşanların da kendilerine sorması gereken ciddi sorular var. İslam'ın kutsal beldeleri Mekke ve Medine'nin güvenliği söz konusu olduğunda hangi ölçüyle hareket edeceğiz? Bölgesel çatışmaları, siyasi ittifakları ve taraf olduğumuz grupları mı esas alacağız, yoksa kutsalların dokunulmazlığını ve insanların can güvenliğini mi?

Mekke'nin güvenliğini tehlikeye atan bir saldırı karşısında sessiz kalınamaz; kutsal beldelerin güvenliği, siyasi hesapların üzerinde tutulmalıdır.

Mekke hedefteyken kimin safındasınız?

Mesele artık yalnızca siyasi tartışmalardan ibaret değildir. Müslümanların kıblesi olan Mekke'nin hedef alınması karşısında hepimiz şu soruyu sormalıyız: Bir yerde mazlumlara destek verdiğini söylemek, başka bir yerdeki tehlikeyi görmezden gelmenin gerekçesi olabilir mi?

Bugün Husilerin Mekke'ye yönelen drone saldırıları karşısında "Ama Gazze'ye de sahip çıktılar" diyerek durumu meşrulaştırmaya çalışanların tavrı, kelimenin tam anlamıyla pusulanın ve kıblenin şaştığını göstermektedir. Kutsal beldelerin güvenliği her şeyin üzerindedir; bu güvenliğin tehlikeye düştüğü bir noktada, öncelikler sıralamasında Mekke'nin hemen ardından Gazze de Doğu Türkistan da kendi haklı davasıyla yerini alır. Ancak hiçbir mazlumun mücadelesi, kutsalın güvenliğini ve İslam'ın kalbini hiçe saymanın kılıfı olamaz.

Gazze'ye sahip çıkmak, Mekke'yi tehlikeye atmayı meşrulaştırmaz. Filistin davasını savunmak, kutsal beldelerin güvenliği konusunda susmayı gerektirmez.

Husiler meselesi de sloganlarla değil, somut eylemler ve ilkeler üzerinden değerlendirilmelidir. Gazze'ye destek verdiği söylenen bir hareketin Mekke'ye yönelik eylemleri, bu destek söylemiyle meşrulaştırılamaz.

Bir hareketin Filistin'e destek vermesi, onun bütün eylemlerini sorgulanamaz hale getirmez. Bir grubun belirli bir konuda doğru bir tavır sergilemesi, diğer konulardaki yanlışlarını ve kutsala yönelen tehditleri otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

İslam, kişilere ve gruplara koşulsuz bağlılık dini değildir. Ölçümüz şahıslar, örgütler veya siyasi bloklar değil; hak, adalet ve sorumluluktur.

Mekke'nin güvenliğini savunmak, Gazze'ye sırt çevirmek anlamına gelmez. Gazze'deki mazlumları savunmak da Mekke'nin güvenliğine ilişkin kaygıları küçümsemeyi haklı çıkarmaz.

Kutsalları siyasi hesapların arkasına yerleştirdiğimizde, dinin ölçülerini kendi tercihlerimize uydurmaya başlamış oluruz.

Peki, bizim önceliğimiz ne olmalı?

Öncelik, her meseleyi birbirine düşman hâle getirmek değildir. Öncelik; karşı karşıya kaldığımız tehlikenin niteliğini, aciliyetini ve ağırlığını doğru değerlendirmektir.

Mekke'nin güvenliği söz konusu olduğunda, bu güvenliği tehdit eden eylemlerin önlenmesi hayati önem taşır. Ancak buradan hareketle Gazze'deki zulmün veya Doğu Türkistan'daki hak ihlallerinin önemsiz olduğu sonucu çıkarılamaz. Her meselenin kendi şartları vardır; bunları birbirine karşı kullanmak yerine her birine hakkını teslim etmek gerekir.

Bizim anlayışımızda kutsal beldelerin güvenliği de önemlidir, Filistin'deki mazlumların hakkı da, Doğu Türkistan'daki insanların özgürlüğü de.

Birini savunurken diğerini inkâr etmek zorunda değiliz.

Kıblemiz de bellidir, ölçümüz de!

Bugün asıl tehlike, insanların kendi siyasi tarafını hakikatin yerine koymasıdır. Birileri milliyetçilik adına vicdanını daraltıyor. Birileri İslam adına belirli siyasi hareketleri sorgulanamaz hale getiriyor. Her iki durumda da insan, savunduğu değerin ölçüsüne göre hareket etmek yerine kendi tarafını o değerin ölçüsü hâline getiriyor.

Milliyetçilik, mazluma karşı körleşmek değildir. İslam, siyasi gruplara kayıtsız şartsız bağlanmak değildir.

Mekke'nin güvenliğini savunmakla Gazze'nin hakkını savunmak arasında bir çelişki yoktur. Doğu Türkistan'ın özgürlüğünü istemekle Filistin'in bağımsızlığını istemek arasında da...

Kutsal beldelerin güvenliği tehlikeye girdiğinde bunu görmezden gelmeyiz. Filistin'de zulüm yaşandığında susmayız. Doğu Türkistan'da insanların hakları ihlal edildiğinde başımızı başka tarafa çevirmeyiz.

Çünkü bizim meselemiz bir grubun, bir örgütün veya bir siyasi merkezin çıkarını savunmak değil; hakkı, adaleti ve mukaddesatımızı korumaktır.

Kimse bize bir mazlumu savunabilmek için diğerinden vazgeçmemiz gerektiğini söylemesin. Kimse kendi siyasi tercihini dinin veya milliyetçiliğin değişmez ölçüsü gibi sunmasın.

Bizim kıblemiz bellidir: Kâbe.

Bizim ölçümüz bellidir: Hak ve adalet.

Bizim duruşumuz bellidir: Mazluma sahip çıkmak, kutsala saygı göstermek ve hiçbir siyasi hesabı hakikatin önüne koymamak.

Kıblesini korumak, yalnızca yönünü doğru belirlemek değildir; değerlerini de doğru yere koyabilmektir.

Ve unutmayalım: Mukaddesatı savunmak, onu siyasi hesapların malzemesi yapmak değil; gerektiğinde kendi tarafımızı da aynı adalet terazisinde tartabilmektir.

Kıblemiz ve Vicdanımız
Paylaş