Köşe Yazısı
Şehirlerin Şehri Bursa’da Külliye Mirası ve Kendi Köklerine Yabancılaşanlar
Bir şehrin ruhu, onun mimarisinde, vakıf medeniyetinde ve gölgesinde huzur bulunan eserlerinde gizlidir. Osmanlı’nın ilk başkenti, ulu çınarların, büyük velilerin, adaletli hükümdarların harcını kardığı Bursa, sıradan bir coğrafi mekân değildir. Bursa; bir medeniyet fikrinin, bir adalet anlayışının ve insana hizmeti ibadet sayan bir vakıf şuurunun ete kemiğe bürünmüş halidir.
Geçtiğimiz günlerde Orhangazi’de temeli atılan 34 bin metrekarelik Dârüsselâm Külliyesi, bu kadim mirası ihya etme amacını taşıyan önemli bir adımdır. Ancak ne hazindir ki, bu topraklarda ne zaman manevi değerleri yeşertecek, gençliğe ve topluma hizmet edecek bir eser kurulmaya çalışılsa, malum bir kesimin ve sol cenahtaki yapıcı olmaktan uzak derneklerin reflex olarak karşı duruşuna şahit oluyoruz. "Bursa'da istemiyoruz" yaygarası koparan bu çevreler, ne üzerinde yaşadıkları toprağın manasını anlamış ne de Bursa’nın tarihsel kimliğinden haberdar olabilmişlerdir.
Bursa Ne Anlama Gelir?
Bursa demek, Orhan Gazi demektir. Bursa demek, fethedilen topraklarda ilmi, irfanı, adaleti ve şefkati kurumsallaştıran külliye geleneği demektir. Orhan Gazi, sadece surları fethetmedi; fethettiği yerlere medreseler, imaretler, hanlar ve camiler inşa ederek bir "barış ve esenlik yurdu" kurdu.
Nitekim "Dârüsselâm" kavramı, sözlük anlamı itibarıyla tam olarak "Esenlik ve Barış Yurdu" demektir. Kur'an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
"Allah, esenlik yurduna (Dârüsselâm’a) çağırır ve dilediğini doğru yola iletir." (Yûnus Sûresi, 25)
Şimdi sormak gerekir: İsmi "esenlik yurdu" olan, içerisinde ilim, irfan, sosyal yardım ve hizmet barındıracak bir külliyeden kim, neden rahatsız olur? Bir şehirde gençlerin ahlaklı yetişmesine, ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesine, ilim ve hikmetin yayılmasına önayak olacak bir alana karşı çıkmak, hangi akla ve hangi habaset duygusuna hizmet etmektedir?
KÜLLİYE GELENEĞİ VE VAKIF MEDENİYETİ
Müslüman Türk medeniyetinin temel taşı vakıflardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde insanlığa hizmetin ve geride kalıcı eserler bırakmanın önemini şöyle vurgulamıştır:
"İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye (devam eden hayır), faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat." (Müslim, Vasiyyet, 14)
Külliyeler, tam da bu hadis-i şerifin tecelligahıdır. İçinde camisiyle ruhu, medresesiyle zihni, imarethanesi ve sosyal tesisleriyle bedeni ve toplumsal dayanışmayı besleyen yapılardır. Bursa, Yıldırım Bayezid’lerin, Çelebi Mehmed’lerin, Muradiye külliyelerinin şehridir. Külliye, Bursa’nın yabancısı değil, öz evladıdır; ruhunun aynasıdır. Bursa’da külliyeye karşı çıkmak, Bursa’nın tarihine, kimliğine ve harcına yabancılaşmanın en açık göstergesidir.
KENDİ COĞRAFYASINA YABANCILAŞAN ZİHNİYET
Sol cenahın ve bu zihniyete mensup derneklerin her hayırlı hizmette takındığı bu muhalif tavır, artık bir "istemezük" klasiği haline gelmiştir. Bu coğrafyanın değerleriyle barışamayan, halkın inancına, kültürüne ve tarihsel birikimine sürekli şüphe ve husumetle bakan bu anlayış; nerede yaşadığının, nasıl bir toprağın üzerinde bastığının dahi farkında değildir.
Cenab-ı Hak, iyilikte ve hayırda yarışmayı emreder:
"İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın..." (Mâide Sûresi, 2)
Bir külliye inşaatı üzerinden düşmanlık ve karşıtlık üretmek, toplumsal yardımlaşmaya ve iyiliğe takoz koymaktan başka bir şey değildir. Bu topraklar; bencil, köksüz ve değerlerine yabancı zihniyetlerin değil; Orhan Gazi’nin, Emir Sultan’ın, Somuncu Baba’nın ve bu manevi mirasa sahip çıkan basiretli milletimizin toprağıdır.
Sonuç olarak Orhangazi’de temeli atılan Dârüsselâm Külliyesi, Bursa’nın tarihi misyonuna yakışan bir eser olarak yükselmeye devam edecektir. Bağırıp çağıranların, gazete manşetleriyle algı oluşturmaya çalışanların ve halkın değerlerinden kopuk derneklerin sesleri, bu topraklardaki asırlık ezan ve ilim seslerinin yanında akıp gidecektir.
Bursa, kendi ruhuna sahip çıkmaya; ilmi, irfanı ve esenliği büyütmeye devam edecektir. Kendi geçmişine kör, geleceğine temelsiz bakanlara verilecek en güzel cevap; bu hayırlı eserleri daha da çoğaltmak ve medeniyet mirasımızı kararlılıkla geleceğe taşımaktır.
